içeriğe atla
epikrizim

bire bin, bine bir

Ne de çok sözüm vardı konuşacak, lakin dinleyecek sen yoktun. Biraz merak istedim, hepsi bu. Bir kahve kadar bile mi değildi muhabbetimiz? Oysa ben soğuk kış ayında kafe bahçesinde sen üşüme diye sigaramı içmemeye razıydım. Ne de küçük iş değil mi? Evet, sen bir dersin; ben bin anlar, yarım yansıtırım ama inan bana korkumdandır.

Hep kapattım kendimi, belli olurum diye değildi. Belki çekinirlerdi, belki dışlarlardı, belki de abartı bulurlardı. Kendimi sevmeye çalıştıkça bire binler, bine birdi. En acımasızım kendimedir her zaman. Kimseden az kalır yanım olmadı kendimi sevmemekte. Kötü davrandım, bilirim. Özrümü diledim, kabul görür mü bilemedim.

Bu meraksız gözler yormaya başladılar beni. Evcimenim derim, sanırlar ki bu bir tercihtir. Sokaklardaki yorgun gözler, doğru yerden gelmeyen gülüşler, yanlış aşklar, sahte şefkatler... Bunlardır beni mahzenime itenler. Ben hiçbir zaman sizden olamadım. Yalan yok, olmaya çok çabaladım.

İnsan yanlışı içeride ayırt edermiş, öğreneli çok olmadı. Bir şeyin yanlış olduğunu bilmenin ilk adımı imiş hissetmesi. Ben hislerimi de çokça dışladım. Yanlışa düştüysem de sebebi budur.

Zordur hep ilk adımlar. Hayat upuzun bir yol iken nasıl olur da insan bir adım dahi atmaya korkar? Vaktimiz bu kadar mı geniştir? Anlaşılmak bu kadar zor iken anlatmak da mı bunca zordur? Ben hep anlattım, sen hep anladın. Senin anladığın sen idin; hoş, benim anlattığım da sendin.